|
|



|
Şehir ve Edebiyat |
|
İSTANBUL ERGUVAN
Erguvan Boğaziçinde geçmiş çocukluğumun, çocuk oyunlarımın hem sırdaşı hem arkadaşı Küçük Bebekdeki evin arka bahçesine, arka bahçede kurduğum oyunların üzerine erguvanlar düşüyor.Anneme koşuyorum ve adını öğreniyorum ağacın: Erguvan. Ne hoş bir söylenişi var, hatta büyüleyici! Hem söylenişi hem kendisi ağacın o güzelim çiçekleriyle, şiir gibi. Sonra bakıyorum, büyüdüğümde tabi, nice şiire düşmüş çiçekleri, nice şairin yüreğine. Bizans edebiyatında erguvandan nasıl söz edilmiştir pek bilmiyoruz, ama divan edebiyatı şairlerini çokça etkilemiştir. Sözgelimi Nefî de Yine çıktı beyaza nakş-ı her serv-i gül edâmın/sarıldı yâsemen şâh-ı nihâl-i erguvan üzere dizeleriyle yer alır, Nefî, İstanbul tepelerinde arz-ı endam eden yaseminlerle erguvanı sarmaşdolaş kılar, birbirine yakıştırır. Şeyh Gâlib ise Müşk idi nesimi bûstânın/dinmezdi ruâfı erguvânın dizesiyle erguvanın rengine atıfta bulunur. Bir başka şiirinde ise onun bir tatlı içki gibi ferahlık verdiğinden söz eder.Vasf-ı cemî öyle müferrih ki söylesem/ tesir eder dimâğa mey-i erguvan gibi.Bâkî ise onu yağmur damlalarıyla ıslanarak inci ve yakutla benezmiş bir ağaç olarak anar,Dür-ü yâkût ile bir nahl-i murassa sandum/ erguvan üzre dökülmüş katerât-ı emtâr. Erguvanın renk şenliğiyle, güzeller güzeli biçimiyle etkilemediği tek kişi yok gibidir ve çağdaş Türk edebiyatına da salına salına girmiştir bu mübarek ağaç.Orhan Veli, Ave Maria şiirinde şöyle dokunur ona, Ve gemisinde Kleopatra/ neden yine kaynaştı havalar/saadet mi getiriyor rüzgâr/ dolarak erguvan atlaslara. Hilmi Yavuza erguvan şairi dense yeridir. İşte Erguvan Sözler adlı şiir kitabından bir alıntı:
Kim bilir ki dündür, ölgündür kalbimiz yollarsa her zaman biraz küskündür yokuşlarda ve inişlerde zamandır seni sardığım kumaş bekledin örtünsün ki yavaş yavaş erguvandın, kayboldun dile gelişlerde. |
|
İhsan Aktaşda Boğaziçi denince erguvan kokulu be hey zalim yar düşer ilkin akla, hangi nazar ile açtın yaramı/ dün gece kalbini akarken gördüm/bu diyardan öbürüne aşk için. Bir başka önemli şairimiz Edip Cansever şöyle dile getirir erguvanı, Sevginin çoğul oğlu/senin ülkende yalnız bütün özlemler/ bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku/ bayrağındaki bir tek çiçekli dalla/ orada uçsuz bucaksız/olanca görkemiyle erguvan imparatorluğu. Erguvanın kısadır ömrü, ne ki bir o kadar görkemlidir Edip Canseverin andığı gibi. Bir başka şair Burnu büyük erguvanlar baladı adlı bir şiir yazar. Ve denir ki, erguvan hep sevmiştir utangaçlığı/ kim bilmiş ki, görmeye gelmez sırrını Ahmet Hamdi Tanpınar, kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır bilgisini verir bizlere. Jülide Ergüder ise Erguvanı Uğurlarken adlı kitabında herkesin bir erguvanı olmalı der. Herkesin bir erguvanı var mıdır? Kimbilir Benim erguvanlarım Bebekdeki bir arka bahçede kaldılar, ne var ki orada her bahar hâlâ açmaktalar ve belki de bir başka küçük kız çocuğunun oyunlarının üstüne düşmekteler, erguvan lekelerinin tuhaf suretler çizdiği bahçe katlarında. Erguvan İstanbul demek, tez geçen güzelim bahar demek, şiir ve sevda demek, yeryüzünü güzel kılmak biraz da. Öyleyse baharın bu harikulade ağacı için neden şenlikler, özellikle de şiir şenlikleri düzenlenmez? Bir erguvan şenliğimiz olsun, erguvanlarla ve dostlarla o şenlikte bir araya gelelim, erguvanlar kuşatsın dört bir yanımızı istemez misiniz? Jale Sancak
|
|
Artık günümüzde şiirsellik boyutu taşıyan öykülerden söz etmemiz hiç de zor değildir.Öykü, özellikle de kısa öykü dar alanlara sıkıştırılmış az sayıda sözcükle yoğun anlamlar aktarır ve hemen burada şiirle yakınlaşır. Öykünün üç önemli belirleyici özelliği vardır, kısalık, yoğunluk ve birlik. Öykü bu yoğunluk boyutuyla romana değil, daha çok şiire yaklaşır ve anlam yoğunluğu, doku zenginliği ve biçim sıklığı ise daha çok şiirsel öyküde görülmektedir.(Buradaki amaç sanatsal etki yaratmak ve bu etkiyi artırmaktır.) Şiirsel düzyazı, şiirsel anlatı, şiirsel kurmaca olarak adlandırılabilecek olan şiirsellik boyutu taşıyan öyküler, giriş-gelişme-çözümleme ve sonuç gibi geleneksel izleksel yapılardan uzaktırlar. Bu tür öykülerde şiirde olduğu gibi günlük dilden sapma, yoğun anlam içerme, sıra dışı dil kullanımı da görülmektedir. (Estetik bir yapı ve estetik bir dil) İşte tam bu aşamada öykü ve şiir birbirleriyle kesişirler ve ve öykü önemli ölçüde şiirsellik boyutu kazanır. Bu tür öykülerde giriş-gelişme-sonuç gibi klasik öykünün izleksel yapısı yoktur. Bu tür öykülerin derin yapıları ve simgesel anlatımları, kimi zaman şiirde olduğu gibi okuyanın zihninde kimi sorular oluşmasını sağlar. Bu tür öyküler yazan öykücüler, öykülere şiirsellik boyutu kazandırmak için şiire özgü dil kullanımı, imgesel anlatım, alışmamış, sıra dışı sözcük ve tümceler kullanırlar. Bu yazınsal metni şiirsel kılan özellikler yeni, aykırı, özgür, özgün ve deneysel anlatım biçimleridir. Şiirdeki düzyazıya aykırı düşen özgün ve özel sözcük dizimini bu metinlerde görebiliriz.İstenilen etkinin yaratılabilmesi için şiirin söyleyiş ve sözdiziminin kullanılması, düzanlamların ötesine geçerek yananlamlardan yararlanılması gibi. Devrik cümlelerin, düş gücünü harekete geçirmek için görsel ve işitsel imgelemelerin kullanılması, öykü içinde benzetme, eğretileme, simgeleme ve bunun gibi söz sanatlarının kullanımı, sıra dışı sözcük birliktelikleri ve olağan dilbilgisi kurallarına aykırı olan cümle yapılarının, okuru şaşırtan bir dilin kullanımı, ses yinelemeleri, şiirsel söyleyiş, imgelerin kullanımı ve bir üst dilin oluşturulması. Şiirde olduğu gibi düş gücüne dayalı yorum yapmaya yönlendirmek için görsel imgelemenin öncelenmesi. Bana gelince ben öyküsünü şiirle harmanlayan bir öykücüyüm. Öykümü daha çok imgelerle örerim, az önce söz ettiğim gibi şiirsel söyleyiş kullanır, şiirsel bir dil oluşturmaya çalışırım.Derdim sadece bir şey anlatmak değildir, yazıyı asıl vareden dilin bize sunduğu sonsuz olanaklardan yararlanmak, bu dille neler yapabileceğimi görmek isterim ilkin. İmge yoğun metinler yazmayı yeğlerim. Bunun nedeni ise imgenin içine aktığı her metni estetik kılması, dili ve metni zenginleştirmesi, farklılaştırması, anlam ve anlatım olanaklarını artırması, başka açılardan görmeyi sağlaması, zihni, düş gücünü ve algıları harekete geçirmesi, yeni bakış açıları kazandırması, başka ve yeni bir yerden bakabilmeyi getirmesi, klasik değilse de metni kalıplaşmış, klişe yapılardan kurtarmasıdır . |


|
Copyright 2007, Galatapera Sanat ve Kültür Derneği |