GALATAPERA KÜLTÜR & SANAT DERNEGIgpGalapera Sanat (Beyoglu'nda Bir Yer)

Şehir ve Edebiyat

 

 

 

İstanbul Erguvan

Yazan: Jale Sancak

Mavi Gözlü Siyah Çocuk

Yazan: Betül Oruç

Text Box: GAZİ MAHALLESİ
İSMET İNÖNÜ CADDESİ/
ADSIZ SOKAKLAR / BELKİ 1413, 1345, 1347…







Cem Evimizin BTB kaplaması
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Sn. Mimar. Dr Kadir Topbaş
tarafından yaptırılmıştır.

(Cem Evi tabelası)

Birileri “Cem evlerinde cümbüş yapılıyor” dese de, Gazi Cem evi, Yunus Emre eğitim bilimleri enstitüsünde, deneyimli öğretmen kadrosuyla kaliteli ve uygun eğitim fırsatı verilmektedir herkese. İngilizce, Bilgisayar, Okuma saati, Tiyatro, Folklor, Resim, Satranç, bağlama ve haftada bir gün ücretsiz sinema gösterimi. Ve nedense broşürde belirtilmemiş bir başka kurs daha, Kuran kursu, cem evinde.

Dört mahalleye bölünmüştür, ne ki Gazi derler hepsine, onbeş gün önce iki otobüs yakılmış, İsmet İnönü caddesinde üç gün önce gene olaylı bir yürüyüş yapılmıştır. Geyikler ırmaktan su içer duvar resimlerinde, o ırmakları, geyikleri hâlâ özleyenler vardır içlerinde. Barikatları sevenler sevmeyenler, panzerleri, ayak diremeleri, kuşatmaları, otobüs yakmaları, molotofları, gözyaşlarını, göz yaşartıcı bombaları, can acısını sevenler sevmeyenler o dört mahallede. 

Tayfun ağır adımlarla caddeye yürüdü, ev halkı 3.geleneksel Gazi halkevi şölenine gitmeye hazırlanıyordu. Grup Yorum, Ferhat Tunç, Alirıza Binboğa da şölene katılacaklar. Tayfun’un gidesi yok. Ne zaman başladı bu soğuma? Doğup büyüdüğü yer diken gibi batar mı adama?
Aksakallı pirlerin, dedelerin bakışları fotograflardan suçlarcasına mı düşüyor üstüne?
İnkâr edemez korkuyla doldu, yabancılaştı. 

Emir kipiyle “Partizan” denilmiş bez bir afişte, “yoksulluğa, sömürüye oy verme!”. Arsa duvarına beyaz, iri harflerle  “Gerillalar ölmez” yazılmış. Bir apartmanın ön yüzüne, bu kez eğri büğrü harflerle DHKP-C. Sarı renkli el ilanlarıysa birer çağrı: “Kapitalizmle savaş dünyaya barış etkinliği. 1 eylülde buluşuyoruz”.
Savaşlardan geçilmeyen yeryüzünde 1 eylül barış günü, grup Emeğe Ezgi, grup Denize Ezgi, Ayışığı Sanat merkezinin karşısındaki okul parkında, saat 21’de çalıp söyleyecekler.
Etkinliği Mücadele Birliği Platformu düzenlemekte.
						
                                                                             					2

Geyikler uzun boyunlarını ırak bir ormanda suya eğmişler, boynuzları yağmurda ışıl ışıl, dallar gümrah, yeşil buğulu bir ezgi kucaklıyor ırmağı. Gazi’deyse ağaçlar tek, birbirinden uzak, Gazi neredeyse ağaçsız. Tayfun ağaçları anlamadan büyüdü. Irmağı, geyikleri, türküleri. Gazi’nin rengi gri. Tayfun bu renge, bu kalık toprağa, gecekondudan hallice apartmanlara, arada kalmışlığa, çarpık kentleşen bir yere doğdu. Katılmasa da eylemler, gösteriler, çatışmalar doldurdu ilk gençliğini; kuşku, üzüntü, isyan. Sonra birdenbire kırılıverdiği o gün, bardağı taşıran son damla.
Şimdi 1 eylül barış gününde, o tokattan sonra barışa ne kadar inanabilir Tayfun? 

Barış günlerini sevenler ve sevmeyenler vardır burada. “Aklı başında olan otobüslerin yakılmasını ister mi? Korkudan yana olanların komplosudur hepsi. Barış düşmanları, huzur düşmanlarıdır onlar. Dışarıdan, başka yerlerden gelirler, çıkar için, rant için, burada yaşayan insanları kaçırıp Gazi’yi ele geçirmek için oyun düzenler, kargaşa çıkartır, ortalığı karıştırırlar. 
Oysaki alevi, Sünni, kürt, türk pekala da yaşayıp gitmektedir insanlar bir arada. Bir başka deyişle kimse kimsenin tavuğuna kışt dememektedir. Herkesin derdi hayatta ve ayakta kalma meselesidir. “ Tayfun caddeye, İsmet İnönü’ye çıkarken, Hacı Bektaşi Veli cem evinden güleç, babacan bir görevli, bir gazete muhabirine bunları anlatmakta.
Tayfun korkuyla doldu, yabancılaştı.

Üç gün önceki arbededen iz kalmamış, caddeye dingin bir kalabalık akmakta, esnaflar dükkân kapılarının önünde yarenlikte, bir iki tesettürlü alışverişte, dar kotlu, askılı bluzlu, kimi bol makyajlı, saçları röfleli kızlar cıvıltı. Trend neyse o. Uykuluk dükkânının Mezra, türkü evlerinin Kamer, Meşe, Köyüm, taksi durağının Zara, müzik evinin Zelal, iletişim şirketinin Baran, lokantanın Dilancan  da olsa adı, aynılaşma buraya da bulaşmış, hastalık mahalleyi sarmış. Ara sokaklarda kültürevlerinin resim, bağlama, folklor dersleri, anacaddede ise stilistlik-modelistlik kursları  revaçta. Kuaför salonları, güzellik merkezleri giderek çoğalmakta, vitrinleri pek gösterişli olmasa da giyim mağazaları, internet cafeler ilgi odağı durumunda. El altından sokulmakta uyuşturucu semte. Partizan gözler üstlerinde olsa da,  kaldırımlarda biriken bazı oğlanların saçları son moda traşlı ve jöleli. Sanki onlar ötekilerin safında değil, sanki onların öteki olmak değil derdi, onlar dokuzyüz altmışsekiz’de Tokat’tan, Sivas’tan gelip Gazi’ye yerleşen, gecekondulardan apartmanlara geçenlerin torun torbaları. Geyikler, efsaneler, meseller ve pir hikâyeleri değil şehrin yıkıcı gerçekliği, sacda pişmiş sıcak bazlamalar değil, fastfood restorantlar, cafeler, türkülü, türküsüz barlar var onlar için. Üniversite kursları, bilgisayar programcılığı, web tasarım kursları onlar için, elbette çağa 
												3

ayak uydurulmalı. Öte yandan mantardan biter gibi biten “sahibinden satılık lüks daireler” de onlar için. Yani hedef tek. Fransızlar yeni karakolun arkasındaki devasa boz renkli alana Türkiye’nin en büyük eğlence parkını yapmaktalar. İlkin bin dokuzyüz yetmişdörtte, Doğru Yol belediyesiyle sureti değişmeye başlayan Gazi, yeni yollar, geniş otobanlar, köprülü kavşaklarla hızla şehre akmakta. Şehir onlar için.
												
 Ama ah bu kaygı, her an bir olay patlak verebilir, yüzüme bir tokat inebilir kaygısı ah, o utanç, o yıkılış, Tayfun’un bir türlü içinden silip atamadığı, bir türlü kurtulamadığı o sıkıntı.   

Dört devasa mahalleden olma Gazi’de, eskinin yeşillikler içindeki tek katlı evleri yok artık, betonlaşmanın yanı sıra, adımbaşı çiğ köfte salonları, kebapçılar, kelle paça dükkanları, kanatçılar, ve sabahlara kadar söylenen içli, hicranlı, keskin, kavurucu türkülerin mekanı dizim dizim türkü evleri. Siyah beyaz bir fotografta kara kaş, kara göz türkücü Lale. Eylemcileri destekliyor belki de. Belki içlerinden biri kardeşi, ağabeyi ya da amcaoğlu, kimbilir… ve artık sokak aralarında eskiden esamisi bulunmayan, solcuların gıcık olduğu pek gizli randevuevleri… 

Bir tokat alt tarafı, amma da büyütüyorsun diyenler oldu, Tayfun korkuyla doldu. İşten dönüyordu, iyice yorgundu, az önce dağıtmışlardı eylemcileri, ama barikatlar hâlâ duruyordu, kimliğini sordu polis, Allah kahretsin, düşürdüm galiba! Bir süre aranıp sonunda ehliyetini uzattı, hızla patladı tokat suratında. Öyle ki birden çamurun içine kapaklanıp kaldı, yabancılaştı. Burnundan ince bir kan sızıntısı. Sonra içeriye çektiler. Yok canım yüzünün acısı değil mesele, asıl içinin acısı. 
O gün, o iş dönüşü işte… o günden beri…

Özlemlerin rengi solmuş, ağaçlar ve geyikler duvar resimlerinde, masallar, meseller dişsiz ağızlarda, bazlamalar soğuk sac üzerinde kalmıştı. Sazın tellerinde dolaşan parmaklar biraz tutuk, sesler buruk, coşkuda, söyleyişlerde bir eksilme… Bir şey mi bulaşmıştı ne? 
Korkuyla doldu Tayfun, yabancılaştı.

												4
Yoksulluğa, sömürüye oy vermek istemeyenler şölene yollandılar.
Partizanlar hır çıkarma sevdasında.
Tayfun on beş gündür işsiz ve hanidir keyifsiz. Şölene  şenliğe gidesi, şarkı türkü dinliyesi yok, barış günü falan da umurunda değil. Barışı kim kaybetmiş ki biz bulalım. En iyisi eve dönüp yatmak. Hem zaten yarın sabah erken kalkacak, içinin acısını unutmaya çalışıp yollara vuracak ve bu kez “Gazi’de oturuyorum” demeyecek iş görüşmesinde, “Gazi Osman Paşa’da oturuyorum” diyecek . Gazi’de oturuyorum dese biliyor ki daha baştan kaybedecek işi. Çünkü Gazi’de yaşayan herkes mimli.   


                                                                                                               Agustos.2007

“...öğrendim: yol ağzında düğümlenir

kentlerin sevdaları ayrılıklara

kocamış bir çocuk bu yüzden

bohçamda ne zaman çıksam Beyoğlu’na…”

Nurduran Duman, Kentin Adımları