GALATAPERA KÜLTÜR & SANAT DERNEGIgpGalapera Sanat (Beyoglu'nda Bir Yer)

Şehir ve Edebiyat

Text Box: HASKÖY
KIRMIZI MİNARE DURAĞI
PİRİ PAŞA/KALAYCI BAHÇESİ SOKAK/
İÇ BOSTAN SOKAĞI/


Zulme Seyirci kalma
İsrail’i tel’in
Filistin’e destek mitingi

Filistin için Çağlayandayız...
İsrail’i tel’in
Filistin’e destek mitingi
Çağlayan Meydanı

Büyük Miting
Haçlı ittifaka hayır
Cahil ve sinsi papa gelmesin!
Milletçe Çağlayandayız.
												
SAADET PARTİSİ PİRİ PAŞA ŞUBESİ

Hasköy’ün duvarlarında Saadet partisi afişleri.


Kırmızı Minare durağında indin mi, rüzgâra boşver, bir sigara yak, denizi dinle. Bin yıllık deniz. Mevsime göre tirşe, mavi, gri. Parkta esrar çekenler kaç bin kez dinlemişlerdir denizi, bira şişelerini kırıp eti yırtmaya koyulanlar kaç bin kez, çaresizlikle. Denize dinle, deniz konuşacak seninle.
Eski Galata köprüsü ki nice öykünün kahramanıdır, bizans yıkıntıları, binüçyüz onyedi’li cami, romenlerin ibadete geldiği Aya Pareskevi kilisesi, sabahtan akşama, akşamdan sabaha denizi izler ve denizin bütün serüvenlerini bilirler. Piri Paşa, Aynalıkavak ve Marko bakkal, sinagog ve yaşlı yahudiler... bütün hikâyeleri. Kolunda şırıngayla ölenler, kafası kıyaklar, ağaçları parkın, parkta geceleri ucuza giden kadınlar... bilirler.
	                                                                           					2                                                   

Hasköy tersanesinden hanidir çekiç sesleri gelmiyor, diller, türküler, tersane işcileri susmuş. Birçoğu has arkadaşıydı Engin’in. Ayaza kesmiş kış gecelerinin sobabaşı muhabbetlerine eksiksiz yazılmışlardı. Durağın arkasındaki, Şirketi Hayriye’nin taş binası şimdi Koç müzesi, evrensel deha Leonardo’nun sergisini ağırlıyor. Hemen karşısındaki Lengerhane, bir asır önce gemi çapalarının, uzun, ağır zincirlerin, havan toplarının döküldüğü yer, o da müze şimdi. Bahçesindeki Cafe Du Levant şık mekan. Leonardo Vinci’den yorulanlar dinlensinler biraz o hoş atmosferde. Tabi fiyatlar tam atmosfere göre. Sen Hasköy içlerine doğru yürü, sokaklara karış, hatırla. 
Kimseye sorma, bırak deniz söylesin Engin’den ne kalmıştır geriye.
Rumlardan, yahudilerden, Hasköy’den geriye?... 
Kıyıya yüz süren dalgaları dinle. 

Kalaycı Bahçesi sokak elbet Engin’in sokağı değil artık. Engin’in “Kalaycı Bahçesi” şiirindeki yüzler, sesler, hepsi kayıp. Sahi onlar gerçekten yenildiler mi Engin? Bak sokakta oynayan çocukların ellerinde oyuncak tabancalar var. Çoğu paltosuz, çorapsız. Senin kurtarmak istediğin çocuklar mı bunlar? Şehrin kustuğu delikanlılar zayıf, solgun, coşkusuz, köşebaşlarında dikiliyorlar. Kimi askere alınmayı bekliyor, kimi işsiz, umutsuz. İşsizlik yoğun burada. İçini acıtan bu delikanlılar Engin, bu Saadet partisi afişleri, bu başörtülü, bazıları kara çarşaflı dalgın kadınlar, el arabasıyla ekmek davasına sokak sokak gezen satıcılar, ezik, utangaç kâğir evler, tek katlı, iki katlı ahşaplar, asırlık olanların üst katları tamamen çökmüş. Sen olsan, çöküş her yerde, her şeyde derdin. Bir yanda da ışıltılı, betebe apartmanlar, kapılarına postmodern sülüs harflerle besmeleler çekilmiş, allahın adı yazılmış. Pırlanta, Miras, Özlem apartmanları... Hantal, şiirsiz,incelikten uzak bir varsıllığın eseri hepsi. Sen incelikten uzak her şeye öfkelenirdin sevgili dostum.

Hoşsada kıraathanesinin camları silme toz, perdeleri kirden renk değiştirmiş. İçerisi dumanaltı. Hınca hınç içerisi. Pul şakırtısı, okey, ellibir, tavla... Ağır abiler, hesapçı yüzler, ışıksız gözler. Televizyonda cinayet haberleri, Irak toz duman, Felluce’de çatışmalar, yoksulluk sınırı... Sokak içlerinde loş kahvehaneler, üye olmayanın giremediği, denizi hiç dinlemeyen Bafralılar yardımlaşma ve güzelleştirme, Sıvas Doğansar yardımlaşma ve dayanışma dernekleri. Denizle konuşmaktan ürkenler... Kendi yüreğinin kâtili.

												3

Sahi eskiden de, yani seksen öncesinin o ateşli günlerinde, bu kadar çok kahve var mıydı burada Engin? Bunca adam birarada boğulur muydu o günlerde de? Yoksa sağcılarla köşekapmaca mı oynanırdı daha çok? Şu kapısının önünü yıkayıp süpüren çıplak ayaklı, yaşlı kadın hatırlar mı seni? Şu nazla süzülen köşe sarmaşığı, sokağın iki yalnız ağacı, evlerin duvarlarındaki çapa, dümen kabartmaları, gemi suretleri? İnternet cafedeki yeniyetmelere, şehvetle langırt oynayanlara senden söz etmiş olan var mıdır aralarında?

Deniz diyor ki, şiirinden sadece is kokusu, bir apartmanın camkenarı kumruları, bir de lodos kalmıştır. Sorguda ölen sevgilinin ayak izleri çoktan silinmiştir, eylül öncesi umutları, o inançlı yürüyüş, o alazlı ruh. Taksiciler buraya müşteri getirmek istemezlerdi korkudan diyor,  Hasköy’ün sol yanı solcuydu.Kalaycı bahçesi, tersane tayfası, gemi işcileri...Sağ yanı malum.  

Şimdi Kalaycı Bahçesi’ni yumuşakça kesen İç Bostan’dayım Engin.
Yetmiş adet kuzeniyle övünen Pötürgeli genç adamlar, yetmişi de Hasköy’e bağlanmış, Piri Paşa’da memleket rüzgârı estirmektedirler. Bafralılar lokalinde zar tutanlar, çoluk çocuk semt pazarına doğru yolu tutmuş olanlar, henüz bir sevgilinin elini tutmamış delikanlılar, ki onlar uykularında cinayet düşleriyle sarmaşırlar. Senin İç Bostan sokakta saklandığın evde kimler yaşıyor şimdi? Köşedeki, pek süslü Çelebi Pastanesinin eneze, suratsız kasiyeri? Pastanenin hemen önünde, kamyonetiyle avaz avaz meyve sebze satan kazıkçı manav? Manavla çatışan takkeli müşteri?... Semtteki dindarlaşmaya sevinen, “İyi oldu, pislikler temizlendi, millet serserilikten kurtuldu” diyen sivilceli genç çocuk, bıkkın suratlı çeyizci,  vitrinin önünde durup düşler kuran iri siyah gözlü, şişman kız?.. Senin gecelerce kıvrandığın odada.
İçeride çok anlatmıştın Hasköy’ü, denize inen dar yokuşları, bahçeleri basmış beyaz çiçekli ilkyazları, kıyının ıslak sabahlarını... Karşı yakada uyku mahmuru Fener, Balat, Ayvansaray, bin yıllık denizin sırdaşı. Gecelerse bambaşka; suyun üstünü şenliğe çeviren lüks lambaları, lüfer avı, bir yandan ufak ufak demlenen delibozuk balıkçılar... Görmeden sevmiştik seni saklayan meyhaneciyi.
Adımlarım iyice ağırlaştı, hatırlamaktan nasıl yoruldum bilsen.Çoktan teslim olmuş, kömür kokan, sessiz, neşesiz sokaklar dağlıyor beni. O Hasköy, diyor kıyıya yüz süren dalgalar, susmuştur. Şiirinden Engin’in, hüzün kalmıştır geriye, bir de inmeli ruhunu sürükleyen kocamış meyhaneci. Beyaz çiçekli bahçeler beton iktidarına boyun eğmiştir. Bildiri dağıtan, afişe çıkan çocuklar, onlar da.

												4

Kadim deniz, sırdaş su, Bafra tamam da, Alaçam, Aydoğan, Yakakent neresidir? Oraları bırakıp gelen göç insanlarını mutlu kılmış mıdır şehir ? Nişan, düğün, gezi için otobüs kiralayan Sema turizmin delikanlı biletçisi, bıkkın suratlı çeyizci, köşedeki ekmek fırınının işcileri, İç Bostan sokağın yıprak evlerine kapatılmış kızlar, pazara giden çok çocuklu hantal, bezgin kadınlar... Şehir düş kırıklığı mıdır yoksa? 			
Düş kırıklığı... Engin’in kendine dert edindiği. 
Kimseyle paylaşılamayan yalnızlık, çok derinlerlerde gizlenen utanç ve öfke, bitip tükenmeyen bir eksiklenme... 

Çağlara direnen binüçyüz onyedi’li camiyi, kadı’nın hükümler biçtiği eski taş mahkemeyi, yosun tutmuş bizans yıkıntılarını geç, sola dönüp kutsal Aya Pareskevi’nin önünden tekrar kıyıya çık, rüzgâra bırak kendini. Beyoğlu belediyesinin bir türlü gönül indirip de açılışını yapmadığı parka doğru yürü, akşamdan kalma uçuş tayfasının, hınç yüklü kopuk adamların, sevişecek yer bulamayıp parkta oynaşan çiftlerin arasından Galata köprüsüne doğru... Köprü üstünde, Kalaycı Bahçesi’ne, İç Bostan’a ve öteki sokaklara hiç değmeyen resim sergileri açılıyor şimdilerde, bienaller düzenleniyor, tiyatro şenlikleri, rock konserleri, türlü etkinlikler... Ne onlar Hasköy’ün hayatından haberdar, ne Hasköy onlara yakın. Arada dipsiz bir uçurum Engin, upuzun bir kıstak. Apayrı yolculuklar. 
Senin geçmişteki  yalnız yolculuğun gibi. 

Sevgili deniz, poyrazı ağırlayan kış denizi, Engin kıyıda durup karşılara, terk edilmiş iskelelere, Leon surlarına, tersane hayaletlerine, yüreğinde kaygı, korku, keder, kaç kez bakmıştır bilir misin? Şehrin hoyratlığından üşmeyen, çağın amansızlığından yılmayan kaç insan görmüştür?

 

İstanbul Erguvan

Yazan: Jale Sancak

Mavi Gözlü Siyah Çocuk

Yazan: Betül Oruç

“...öğrendim: yol ağzında düğümlenir

kentlerin sevdaları ayrılıklara

kocamış bir çocuk bu yüzden

bohçamda ne zaman çıksam Beyoğlu’na…”

Nurduran Duman, Kentin Adımları

Kaynak:

http://galeri.istanbul.gov.tr